DÖNÜŞÜM

Salı, Nisan 14, 2009 ·

10 BİN YIL ÖNCE
( DEĞİŞİM)

    Beyaz tüm renklerini tonlarına yaymış, billursu bakışlarıyla baş döndürüyordu. Fokanna sessiz derinliklerde yıkanıyor haz söndürüyordu.
 Semanın klimaları açıktı,yeni kübikler indiriyordu.
Güneyde buzul dilinin hemen dibine kadar yaklaşmış dev bir esmer su yosunu beyaza inat edercesine ahenkle dans ediyordu.
   Buzzianna çıtırtılarla konuştu.Susun, hidrodottayı dinleyelim.
Öncelikle genç dostlarımız bilmeli ki bu bir yokoluş öyküsü değildir. Bu bir yenilenme bu bir değişimdir.
Hidrodotta'nın havalı sesi tüm buzul bölgesinde yankılanıyordu.
En uzak komşumuz ateş yüzlünün gezegenimize yaptığı sıcak etki bu olayın başlıca nedenidir.Az zaman sonra yükselecek ısı binlerce yıldır işgal altında tuttuğumuz bölgelerden çekilmemizle sonuçlanacaktır. Bu arada oldukça fazla zayiat vereceğimizde bilinmelidir.
Tüm kübikler ve Hegzogonollar ilgi ve merakla dinliyorlardı. Genç Okkijenne söz istedi :"Bu bir haksızlık değil mi yüce bilge?"
"Hayır genç kraliçem haksızlık değil bu bir değişim ve dengeleme. Belki haksızlık diyeceğimiz çoğumuzun tüm benliğinde hissedeceği dönüşümdür"
Genç Kubbikos söz istedi : "Dönüşüm nedir büyük bilge?"
Bu sorunuza bilge Hegzogonna yanıt verecek.
"İzninizle yüce Buzzianne"
Hegzogonna söz girdiğinde derinlerden hafif çıtırdamalar tüm Buzulistan'î sarmıştı.

Özetlersek dönüşüm özümüz suyun üstüne çekeceğimiz yeni giysilerle yepyeni ortamlara adapte olup yeni değişimlere yürümektir. Söz istemeden söze girdi büyük şair Amonyokozanna "Çatırdadı
Buz idim ayrıştım
Uçsuz denizlere karıştım
Ateş yüzlüyle yarıştım"
Bu kadar yeter dedi Buzzianne oturum bitmiştir. Şimdi herkes gerekli haızrlığını yapıp bölgesine çekilsin.
  Buzzianne ah buzzianne hissediyorum ki bu kez ayrılık bizi de bekliyor ben sensiz ne yaparım.
Oksiyadamma yapma maskeni takıp özümü yorma en küçük değişim bile yeni aşklara dalmana yetecektir. Bilmez miyim sanıyorsun.
Buzzi ben
Sus oki yeter yalan bakışlarla içimi yakma o sahte uzak yeşillerini mavilerime katıver gitsin.
Okiadamma yalanlarıyla çatırdıyordu. Buzzianne gülümsedi.
Hegzagonna ve genç bilge Kubbikos başbaşa kalmışlardı.
"Koca bilge hiç bir şey yok mu bu istilaya karşı yapabileceğimiz"
"Maalesef yok genç Kubbikos"
"İstila nereden başlar?"
"İki bin metrenin üstünde başlayacak ısınma akıntılarla buz yalaklarımıza değdiğinde buzullarımızın büyük kısmını yitireceğiz"
"Yani koca bilge buz yalaklarını tutsak tüm gücümüzle direnebiliriz"
"Zannetmiyorum"
Yine de Kubbikos en candan ve güçlü dostlarını toplayarak, güney buz yalaklarının önünde set kurdu.
   Çıtırtılar çatırdamalara dönüşmüştü. Bir anda oluşan buzul selleri tüm yalakları yerleri bir etmişti. Genç Kubbikos ve dostları vedalaşamadan denize karışmışlardı bile...
Gittikçe ılıklandığını hissediyordu.Son kez kalan soğukluğuyla çıtırdadı ve mırıldandı" Keşke Oksijenne'yi bir kez daha görebilseydim"
Kubbikos kaderine direnemeden çaresizlik içinde dıştan içe eriyerek sürükleniyordu. Karanlık denizleri soğuk denizleri sıra sıra geride bırakıp bilinmeze doğru sürükleniyordu. Uçsuz bir su yığınına karıştığında ateş yüzlü'yü gördü.Ateş yüzlü dehşet parlaktı, Kubbikos kendini kaybetti.
   Kendine geldiğinde arı berrak oldukça serin bir yerdeydi. Kubbikos kendine geliyordu,Kubbikos buza dönüşüyordu.

DÖNÜŞÜM
(10 BİN YIL SONRA)

"Buz alır mısınız?"
"Evet lütfen."
"Siz efendim?"
"Evet birer tane lütfen"

   Su ılıktı içinde tanıyamadığı tanımlayamadığı bir çok yaratıklar vardı. Bu yaratıkların bir kısmı kendine orantısız güç kullanıyordu. Kubbikos tekrar dıştan içe doğru usul usul erimeye başlamıştı.
  Rakıanno mırıldandı :
"Seni güzel soğuk şeffaf şey, beni bozacağını mı umuyorsun? Bilmeni isterim ki tadımı güzelleştiriyorsun"
Yanıt vermedi Kubbikos. Çevresini saran peltemsi beyazlık gittikçe koyulaşıyordu. Etilalkolle anasonne çevresinde dans ediyor, ortamını daha da sıcaklaştırıyordu. Kubbikos bitmek üzereydi.
"Yarasın dostum"
"Yarasın Ademim"

   Birleştiği yaratıklarla derin bir kara deliğe düşmüştü. Kısa süren bir sel halinden sonra,elemeye tabi tutulduğu sistemin içindeydi. Sistemden çıktığında kıpkızıl bir nehre düşmüştü. Bu arada son anda yanından kurtulan Anasonne düştüğü pisuvardan mırıldandı:
"Ah yine mi"
"Vakittir dostum"
"Evet Ademim ayarında bırakalım"
Kubbikos girdiği nehirde kızıllıklar içinde Buzistan'ı düşünüyordu. Yine kendini kaybetmek üzereyken yepyeni bir ortama düşüverdi.Girdiği yeni ortam cıvık peltemsi bir beyazlıktı.
"Dur Adem korumasızım"
"Olsun Havvam"
   Kubbikos cıvık peltemsiyle saydam derin bir denize düşmüştü.Kana kana içti kendinden geçti.Yeni kimliğini bulmuş dönüşüme başlamıştı. Kubbikos sperm hayvancığının baş kısmındaydı rahim denizinde yüzüyordu.

Halikarnas Genellemesi 2

Salı, Aralık 16, 2008 ·

 

 

  1. bölüm

 

 

 

gözlerin

dört bir yanı

yeşil mavi havuz

derinlerinde yunduğum

kenarlarında konduğum

dönüşümüme klavuz

neredeler ey

aylardan kasım

tuz sinekleride gittiler

aynı yasım

düşerken yüzüm kaşım

ayaklarım

halikarnasa çektiler

bekliyormusun ey

 

myndos kapısında

rüzgar sustu

beyaz pazenleri içinde

mezarlık konuştu

o tozları çözülmemiş sakini bilinmemiş

buralarda değil aradığın

sarı saçlarını taradığın

karanfildi çiçek

olagandan diriydi

yaprakları iriydi

oysa ortalık

kışlık

ölüm yeriydi

karanfil letos gibiydi

 

sen mavi yosun

az olsada boyun posun

gazın gazımın

tozun tozumun dengi

her ne kadar hüzünlere eğilmişim

sana bakıp görüyorum

hiç değilmişim

konuş sessiz ada

onayla uçsuz karanlık

uzun olmadı ellerimiz

ve kısa degildi

dizaltı kemiklerimiz

şiir oldu dillerimiz

ve sevgi saçtı gözlerimiz

 

gecenin bir yerlerinde

yarın korkusu sarınca

içimiz korlanınca

çıkar tepecik rıhtımına yürürdük

yarına dair korkuları

denize kürürdük

güzeldi otel odamız

pencereleri mor boyalıydı

ahşaptı sehpahalarımız

örtüleri mor oyalıydı

sen hep aşkı anlatırdın

sevgimi serer dinlerdim

sevişme aralarında

sen sen diye inlerdim

 

ne sigara ne mey

huzura gölgem ey

sokak aralarında

senle doluydu dizeler

sıfır üç sıralarında

seni boşaltıverdiler

barlar sokağında biri

elleri şakağında

usulca sordum

yüzüme bakmadan fısıldadı

gitti can aşktı adı

seni anlattım

kımıldadı yüzüme döndü

ağladı ağladı

 

üç çiçeğim alındı dün

yandığım ikisi henüz sürgün

her kimse

utanmaz elleriyle

çalmış kıskandığı

Ya da özlediği

güzelliğimi

susadım gülüm

bunca suyun arasında

uzat gözlerini

o mavilerini

degmesede olur sözlerin sözlerime

yeterki yanmasın güney

yakmasın mey

 

gelsen

gizemli korkularla

tövbesi bozulmuş şarkılarla

her nasılsa gelsen

sensizliği dindirsen

herşeylere nasıl razıyım bilsen

ama gelsen

hırçın dalgalar

çilekeş kayaların üzerinde

desenlerini yenilediler

hazzı üst üste denediler

kayalar biçare inlediler

güneş görüyordu

anı sürüyordu

 

bir termera ikindisi

ay yarım

güneş sönük

ay güneşe

benim yönüm sana dönük

çek beni ey

benzette ay çiçeklerine

zaman yürüdükçe

sesini yükseltiyor rüzgar

belliki bu gece

termessos tepelerinde ayin var

çoktan koymuştur homeros

güçlüden yana

sözü gediğine

 

bu gece coşkunun mavisi sönük

her durum

hüzne dönük

çoktan sardı halkalı bulutlar

ayın boynunu

bu yüzden parçalı bakışlar

dürüst akışlar

mavinin yeşil ekinde

türkbükünde

çoktan kesmiştir kurt

kuzunun önünü

ısıtıyordur ortamı ortamı güldürerek

cart curt

korkma güzel yemem seni

 

yok kadar az kaptan

guletinin

motor vuruşları

dök depoya biraz benden

gözyaşı

havada ayaz zaten  iyi biliyorsun

hızlan ne olur

korkutuyor zaten ruhumu

çatal ada tepesindeki hortlak

kaptan

tüm ışıkları yak

bizden sorulmasın

korku üstündeki taslak

 

göz gama yaslandı

anında zeusun küpesi paslandı

bir kabe ortamında

arzu ıslandı

şeytan aklandı

sırf bu yüzden yitirmedim

gecenin akışını

kaybım bulamamaktan

gözlerinin nakışını

bu yüzden yitirdim

myndos da

gecenin akışını

sahibin bakışını

gözlerinin nakışını

 

siz

gecenin sürprizi

cahilliğime verin az

Ya da sayınız verdiğim vaaz

sevdamdanmı aldınız

gözlerinizi

affediniz aksiyse

çekemem ilğinizi

taşlar

aynı anda konuştular

onbin yıl öncede aynıydı

aşka düşman

şehvete şişman

sonradan pişman

 

demiştinya ey

noksan etmeyelim sevgisini

yoksul çiçeklerin

işte bak

mavi çiçeklerimizin

üzerinde ellerim

ve gözlerim

sevgimi gördüler

kuyruk titreren ördekler

küçük gölette

yitip gittiler

mavi üstündeki beyaz ekler

tek rüzgarda bittiler

düştüm kalktım agladım güldüm

 

hoşgeldiniz

huzur doldurdunuz içime

ince namelerinizle

o da gelmeliydi

sizinle yanıma inmeliydi

gelmedi gelmediyse

ağış olmalıyım sizinle

hüseyin burnundan

çıkmalıyım

neredeyse

sevdama akmalıyım

burna yattım

yönüne baktım

neredesin ey

 

rüzgar sert esiyor

yüzümü kesiyor

inat ettim yüze kadar

yönünden gelen dalga saydım

şimdilerde

boğazda da ıslık çalıyordur

makas alıyordur rüzgar

özledim ıstanbulu

seni özlediğimce olmasada

hani o akşam akıntıburnunda

şarabımız meriç

rakımız fırat

yerdeki taş masada

özledim ıstanbulu

 

martılar

kanatları gri kanat uçları siyah

karınları bembeyaz

gagaları

ayakları pembe martılar

akıntıburnu sen

martılar

dağbaşları uğuldadı

ay sinisini devirdi

bulutlar gözlerini yere çevirdi

homurdandı karanlığın efendisi

zeusa kızgınlıgıyla letosa saygısıyla

coşkunun üstünde kir kara desen

titriyor gözlerim neredesin sen

 

ellerim titrek

kalbim kuşkulu

darlandım ağlıyorum

tura yı kim sorguladı

ademi kim kurguladı

neden sol kaburgasındandı

havva

mestane tepesinde

bir inci buldum doğruldum

ben bu inciyi zeusun küpesinde

görmüşmüydüm görmüştüm

neyse ne parmaklarım arasında tuttum

hafifçe sola yattım

fırlattım attım

 

sinsiydi gece kos üzerinde

göz kırptı hortlak tepesi

dolunay kurtlarına

hissetti dalgalar

kumları öpmeden döndüler

gördü rüzgar

bulutları ay üstünden sıyırıp attı

rengim

begonvilim

kendime geldim

gizem sarsada tüm anıları

yarınları

senden geçecek değilim

begonvilim canım sevgilim

 

sen dönüşeli ey

bu yirminci mevsim

biliyorsun yorulmadım seni sevmekten

yorulmamda

güzellik tepesinde dururken

verdiğimiz sözler

bıraktıgımız gözler

aralık başı

ay selenenin kaşı

ayda sen telaşı

benimi zora koyan bu hal degil ey

aslında gözlerimi ısıran

kalan direnişimi kıran

kalbimde biriken sensizlik yaşı

 

rüzgarın emriyle büyüdü dalgalar

ne var dedi poseydon

rüzgarında benim kadar yetkisi var

aynı anda evrenin biryerlerinde

gerçeğin kendisi gülümsedi

ey sevgili

sevenine deki

aynı anda değerse erdeme

gözlerinden nem

kalbinden elem

ayrıl düşünceden sarıl erdem senindir

seviş ve dinle

sonsuzluğun şarkısını

atıp ruhundan yarın korkusunu

 

billurum

ne güzeldin gece torba koyunda

şu anda öyle gözlerimdesin

herşey senin boyunda

senin yapında

dilim

suskunluğun genzinde

yüzüm

ölüm benzinde

acı halimede gel

düş günüme

boz ezberleri

deki

gidenler döner geri

 

umutlar dibe vurdu

karıncalar çoktan çıktılar

ahududunun dalına

darılma ey saatim durdu

uzanmak istiyorum sevdamızın bölgesine

yıldız geçişlerinin gölgesine

bakma dağınık değilim

tuza bastım tenimi koyumuzda

periler yan tuttular perilerde bana eğilim

haydi ey yan tut sende

kurtar sensizliğin azabından

taraf olamam deme taraf olmalı

sevgi sevgiye

erdem erdeme

 

çok yeri sarı

fesleğenin

yorgun çiçekleriyle uğraştı arı

kızdı vızıldadı

tüm güzelliği

boşaltmıştı arkadaşları

oysa ne farkederdi

aynı değilmiydi amaçları

ya ben ey

neye kızıyorum

hedefim senken

hedefim dönüşümken

bir gün geç

ne fark eder bir gün erken

 

 

kalsiyumum kırık demirim pas

saglam gibi duran oksijenim

sen gideli yas

hadi asıl çöz beni

dünyalık mantomdan çıkart

dönüşeyim

erişeyim

egenin sert dalgaları

döküyor milyon yıllık kayanın ağzındaki dolguları

benimde şekilleniyor

dönüşüm bulguları

haydi asıl erdemin sahibi

ağzına getir kaşığını

aşığına kavuştur aşığını.

Halikarnas Genellemesi

Pazartesi, Aralık 15, 2008 ·

altta zeytin agaçları

üstte çam

gölge şapkalarını çekmiş

bir ben

birde ruhunu gezdiren çoban

bafa da akşam

yalnızlık bence

gizemli dağ düğümleri

düşlerin egeye egimleri

mavi suyun uçları

selenenin saçları

herekleiada hüzün

nerede ey

tanrıçaları kıskandıran yüzün

 

suç somut

tanrısal komut

olymposun sahipleri

uçan atlarını saldılar

liplitusun kanatlarını

halikarnas tepelerinde yoldular

huzur buldular

kör kuyunun çıkrığında

boş umut

canlar

ucuz aşka korsanlar

neden yatırıyorsunuz beninizi

tek yanlı hazza

izleyerek oynak denizi

 

ay karanlığında

iki yaka

kendi aralığında

ter döküyorlar havuza

rüzgarın susunda

temmuz duruluğunda

hasret kuruluğunda

neden ey

gözlerine kurban olduğum

gelemiyoruz

gözgöze

değemiyoruz

dizdize

yetmezmi

hüzün dolduğumuz

 

huzur yağarken

tanrıların daglarına

tanrıçalar

ruhani namelerle ip atlardı

gözleri şişmiş here

kah oturur kah hoplardı

kıskançlık toplardı

aynı anda

begonvillerin içinde

mavi patlangoçlar

ard arda patlardı

yas çözülür

hicran büzülür

sevda kutlardı

 

üstat akıl çözerken

zeus un küpelerinden

avını sarmış karayılan

denize çekermiş

karabağın tepelerinden

delirten darbeleriyle

döverken

çatal ada arasında

buz yeşili dallar benim

gözlerim gam karasında

hasretinden yanmış tenim

görsen

helede hatır sorsan

sorsan be varlık nedenim

 

çapraz sorgusu sürüyor

rüzgarın

dosyaları kum üstüne dürüyor

işte kaptan işte

bu sorguda bitirdim testiyi bir dikişte

sende buna demezmiydin içmek

ilk görüşte

çoktan susmuş tarihin ağası

ruhu küste

nimera mağarası

fena yanılttı

gün gizemi yeniden tanıttı

bense yanıyorum aynı korlarda

ayrık dudaklarım anaforlarda

 

yıllar önce

yıllar sonra

ayrı makam

aynı dilde

gu guk guk

ü ürüü üüü

hep aynı soluk

ya ben ey

yarından az dünden fazla

sabit aşk yükselen hazla

sök beni ey

bitsin kronik tasam

dök beni ey

bitsin dünyalık yaşam

 

daglar güzellik içerken

güneş boynunu egmişti

ay termeradan geçerken

saçlarına değmişti

abartma yah demiştin

yüzünü yere eğmiştin

güzelliğini sermiştin

işte yine yürüyor ay

yürüyor

hasretleri sökerek

neden gelmezsin ey

imkansızlığı yıkarak

Ya da en azından sevindirmezsin

göz ucuyla bakarak

 

gülünü koydum suya

akyarlarda

belki ulaşır sana

ulaşırsa

eğer ulaşırsa

sokma duygularını

hasret moduna

kokla güllerimi

seriver başucuna

ulaşmazsa

eger ulaşmazsa

yanılma

an kattım sanma

sensiz anıma

 

bir elim kadehimde

diğeri buzda

kadeh buz

buz buzzıanna

su gazdı

can buzdu

tanrılaarın tanrısı buzzıanna

her gece

ısıtırmış gözlerini gizlice

alev boynuzlar yaparmış

şirin görünmek için eşine

meydan okurmuş

günlerin gidişine

kaderin diklenişine

 

akşamın kafası karışıktı

günindinde

bir gözüm ay rodasında

digeri sen adasında

güneş sıkıntıdan yüzünü kastı

sürpriz rüzgar bir anda

bulutları ütüledi astı

ay dolunaydı

herşey masmavi kumaştı

çekti deniz uydu ay

buydu deniz terledi ay

cenindi suydu deniz

bu yüzden doydu ay

denizi soydu ay

 

 

kin

haz çekerken

gün batımı plajlarından

süzüldü sular

körbalığın yüzgecinden

sevgi sıkışmış çıkamıyor

denizin renksiz süzgecinden

ya sen yabancı

neye duacı

şehvete yatırdığın gözlerin

gölgede kururken terin

farkında bile değilsin

güzelliğinin

jüpiterin

 

gül bayan

güzel bayan

haz mı bakışlarınızın ereği

üzgünüm

sevişmelere kapalıyım

sanmayınız bu prosedür gereği

yanık tepelerin ardında

oynuyordu gölgeler

ihanet

masumiyetin resmini çiziyor dedi

bilgeler

biraz içtim

yönümü seçtim

sensiz hiçtim

 

dolunay

dokuzuncu dolunay

bilirdikya

kolay düşmez dokuzuncu dolunay

vay halime vay

ruhum yine tenimi sattı

bedenim tümüyle günaha battı

sabah üstüne yakın

kaarakuyu önünde fısıldadı kadın

konuşma sakın

arzuların üstündeydi gözleri

tapınmaya yakın

kırık yıldızlar toplandı

alaladı sözleri

 

deniz kadifeydi bugün

inciraltı plajında

senin yakanda da öyledir ey

desende yoh yah

olymposun kızı ah

senin elindi

omuzuma değen

yok değildi desen

razıyım düşlerimin

ninni aralıklarına girsen

ruhumun karalıklarına

cila çeksen

nasıl mutlanırım

bir bilsen

 

küçük tekne

bir sağ

bir sol yıssa yaptı

beyaz tülü açtı baron

karşıda kos

ağlıyordu güzeller güzeli letos

sırıttı adam mırıldandı

ey yüce zeus

eylemin on üzerinden on

bozuldum ey yobazlıktan aymazlıktan

duyuyorum dalgalar şarkı söyler

sözler elem notalar gam

gölgeler seyir eyler

gözleri sırılsıklam

 

kadın

sarı balkondaki kadın

sindi bebek Ya da karton

endamı on

aşktan fazla

inanılmaz bir hazla

dualanan kadın

varmı bir adın

sevişmelerde tadın

dalgalar girerken yığıntı taşların

bacak aralarına

sen nerelere saklarsın arzularını

yoksa

inancınmı tek muradın

 

mezarlık kokan evin

kapıları açıldı bugün

sonunu bağladım verdiğin ödevin

sordum

zoraki yanıtladı

yakmasın diye solumu

bir süre buralara düşürmedim yolumu

açık edemedim kızgınlıgımı

diyemedim

söyleyemedim

çiçekeriniz sizi beklerken

gözyaşı dökemeden öldüler

nekadar haklıydın ey

ayrılık saklı bu evde derken

 

neydi durup dururken

akşamın köründe

akyarlara çeken

yine bilindik sıkıntım

senin tabirinle takıntım

sen saymamdan

senden esen her rüzgarı

jileti keskindi poyrazın

bulutları sıyırdı attı

sonra pusuya yattı

göstersen ey bu fırsat

hiç olmazsa gölgeni

Ya da işaret etsen

gözlerinle bölgeni

 

ay umut döker bazen

umutlardayım

belki

az sonra gelirsin

gösterirsin yine

gördüğümün ilki

üzerinde o sevdiğim pazen

gülümsersin

yüzünde o bildiğim tanrısal düzen

ay umut saçıyor

karanlık kaçıyor

haydi ey

bir görün

bir görün lütfen

 

gerilim doğrulurken sinsice

hereye kükrermiş zeus

bilmezmisin iki şeyden korkarım

aşırı lafazanlık uzun süre sus

gözler anında girermiş devreye

sarılırmış here

renkli bulutlarla

aynıyız

kalemimde lafazanlık

sende sus

işte buradayım

nerede gözlerin ey

bir gör Ya da

bir kelime konuş

 

kalem

mavi kalem

içinde elem

tura döküyor yine

yazı yerine

anlat guguk kuşu

mor patlangocun sırrını anlat

içimi kanat

sonra sus

ben inleyeyim yerine

yatırayım çağrımı

daha derine

belki asıl duyar

çağrımı sıraya koyar

 

balık

iri balık

dönerken veli köşesinden

darbe aldı küt kayanın burnundan

gözgöze geldik sordum

yenimi çıktın rakı şişesinden

yoksa zorunmu var karnından

yani

büyük balık küçük balık ham

ya kaptan deli kaptan

bir daha anlatsan

hangi maymun et alıyordu

kasaptan

açık hesaptan

 

diş istemez balık

sindirmek için

çene ister rakı

neş e yi bindirmek için

erdem ister gönül

erdem ister

sevdayı sürdürmek için

fer istedi gözlerim

menzile ermek için

açlığımı gördüm

destenin valesinde

gölgemi kumlara serdim

kadıkalesinde

saygının terazisinde

 

 

birinci bölümün sonu

 

 

 

 

 

 

EH!

Saturday, Aralık 6, 2008 ·

Önsöz

(Aydınlık senaryo yazarken
Karanlık eyleme geçmişti
Ağzı açık kalabalık
Yolunu çoktan seçmişti

Ay aralık göz aralık
Lodos yemiş küçük balık
Ah şu ander fukaralık
Bir çuvala olmuş alık)

Dansın adı gulu gulu
Oynayamaz her rab kulu
Gulu gulu gulu gulu
Seyreyle şen anadolu

Yandan öne uzat kolu
Gulu gulu gulu da gulu
Bal anzer lokum safranbolu
Meh gulu gulu meh gulu gulu

Çöl tozu
Kutup buzu
Dolduramadık havuzu
Fasa fiso faso da fiso
Der hırsızın yavuzu

Gulu gulu
Gulu gulu meh meh
Sar yükü
Yürü deh deh deh

Mucitti ağır mucitti
Kol bacak dedi seyreltti
Gulu gulu gulu da gulu
Bilen bilmeyen seyretti

Fasa fiso
Fasa da fiso
Pirinç , nerde bizim kaso
Tril mi dedin yon mu dedin
Tril dizaltı don mu dedin

Gulu gulu gulu da gulu
Fasa fiso fasa da fiso
Kasalar doluyor paso
Gulu gulu gulu da gulu

Yandan sola soldan sağa
Salla salla çöle yolla
Şİmdi haydi hep beraber
Saçı çek sıkmayı kolla

Solun dulu
Sağın tombulu
Gulu gulu gulu da gulu
Fasa fiso fasa da fiso

Kadayıfın altı yanık
Sahneden düştü uyanık
Bi süre durdu da sanık
Şimdilerde hükümlü


Pantolonu bol dökümlü
Malikanede hükümlü
Birden yaştan af eylendi
Hurma yemekle yükümlü

Gulu gulu
Gulu gulu meh meh
Fasa fiso fasa fiso
Eh!

Hüseyin Tahmaz

Hangi Çağda Yaşadınız?

Pazar, Ağustos 24, 2008 ·

Hoşgeldiniz
Ne içerdiniz?
Güzellik diye mırıldandı adam
Usulca vururdu gün
Kalenin sağ bedenine
Ayana"dan inerdi hüzün
Limanda gölge kayıklara biner giderdi
Uçuşurken coşkunun müzleri
Tatlı bir gülümseyişle aydınlanırdı
Hiç elele tutuşmamış sevgililerin yüzleri
On dört evlerin uzağında
Pır pır motorunu sustururdu tulumbacı
Donamı saldığında
Yüzünden okunurdu balığın adı
Buruşunca mezgit
Yayılınca istavrit
"Neyse derdi geriye vermeyelim mezgitleri
Yarın alsın gelsin köylünün garibanı"
Gizliden izlerdim onu
Her cuma pazarının sonu
Hep aynı tekerlemeyle toplardı balıkları
"Urumoğun Musa kuyruğu kısa
Asıldım da gelmedi yıssa da yıssa"
Kalenin derin havuzu başında
Üç dört on beşlik
Yakalardı bir altılığı
Kollarından bacaklarından
Okkalayıp saldırdılar neşeyle
"Ana boli boli baba boli boli lup"
Biraz debelenme
Az su yuttuktan sonra
Balık olur yüzerdi altılık
Her yıl bayram güzelinde
Gazla benzin karışımıydı
Teneke kutu içindeki fenerlerimiz
Yine de çok havalıydı fener alayımız
Ve gururluydu sesimiz
"Kanla irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti!"
Mevsim dönerdi
Hüzün gelirdi yeniden
Dev dalgalarla döverdiHüzün gelirdi yeniden
Dev dalgaları döverdi
Kilise burnundan kör limana kayaları düzleri
Selam bırakırdı kumlara kuzeylerden
Gülümserken beyaz köpük köpük gözleri
Lise yolunda sorardı yeni köylü
"Agacuğum agacuğum ha burdan birisi geçti mi"
"Geçti" derdi çocuk
"Ayakkabısı nasıydı"
"Ayağına bakmadım" derdi çocuk
Yaa derdi genç garson
Neydi adınız
Siz bu kentte ne zaman yaşadınız?

« Önceki :: Sonraki »