Salı, Nisan 14, 2009 ·
10 BİN YIL ÖNCE
( DEĞİŞİM)
Beyaz tüm renklerini tonlarına yaymış, billursu bakışlarıyla baş döndürüyordu. Fokanna sessiz derinliklerde yıkanıyor haz söndürüyordu.
Semanın klimaları açıktı,yeni kübikler indiriyordu.
Güneyde buzul dilinin hemen dibine kadar yaklaşmış dev bir esmer su yosunu beyaza inat edercesine ahenkle dans ediyordu.
Buzzianna çıtırtılarla konuştu.Susun, hidrodottayı dinleyelim.
Öncelikle genç dostlarımız bilmeli ki bu bir yokoluş öyküsü değildir. Bu bir yenilenme bu bir değişimdir.
Hidrodotta'nın havalı sesi tüm buzul bölgesinde yankılanıyordu.
En uzak komşumuz ateş yüzlünün gezegenimize yaptığı sıcak etki bu olayın başlıca nedenidir.Az zaman sonra yükselecek ısı binlerce yıldır işgal altında tuttuğumuz bölgelerden çekilmemizle sonuçlanacaktır. Bu arada oldukça fazla zayiat vereceğimizde bilinmelidir.
Tüm kübikler ve Hegzogonollar ilgi ve merakla dinliyorlardı. Genç Okkijenne söz istedi :"Bu bir haksızlık değil mi yüce bilge?"
"Hayır genç kraliçem haksızlık değil bu bir değişim ve dengeleme. Belki haksızlık diyeceğimiz çoğumuzun tüm benliğinde hissedeceği dönüşümdür"
Genç Kubbikos söz istedi : "Dönüşüm nedir büyük bilge?"
Bu sorunuza bilge Hegzogonna yanıt verecek.
"İzninizle yüce Buzzianne"
Hegzogonna söz girdiğinde derinlerden hafif çıtırdamalar tüm Buzulistan'î sarmıştı.
Özetlersek dönüşüm özümüz suyun üstüne çekeceğimiz yeni giysilerle yepyeni ortamlara adapte olup yeni değişimlere yürümektir. Söz istemeden söze girdi büyük şair Amonyokozanna "Çatırdadı
Buz idim ayrıştım
Uçsuz denizlere karıştım
Ateş yüzlüyle yarıştım"
Bu kadar yeter dedi Buzzianne oturum bitmiştir. Şimdi herkes gerekli haızrlığını yapıp bölgesine çekilsin.
Buzzianne ah buzzianne hissediyorum ki bu kez ayrılık bizi de bekliyor ben sensiz ne yaparım.
Oksiyadamma yapma maskeni takıp özümü yorma en küçük değişim bile yeni aşklara dalmana yetecektir. Bilmez miyim sanıyorsun.
Buzzi ben
Sus oki yeter yalan bakışlarla içimi yakma o sahte uzak yeşillerini mavilerime katıver gitsin.
Okiadamma yalanlarıyla çatırdıyordu. Buzzianne gülümsedi.
Hegzagonna ve genç bilge Kubbikos başbaşa kalmışlardı.
"Koca bilge hiç bir şey yok mu bu istilaya karşı yapabileceğimiz"
"Maalesef yok genç Kubbikos"
"İstila nereden başlar?"
"İki bin metrenin üstünde başlayacak ısınma akıntılarla buz yalaklarımıza değdiğinde buzullarımızın büyük kısmını yitireceğiz"
"Yani koca bilge buz yalaklarını tutsak tüm gücümüzle direnebiliriz"
"Zannetmiyorum"
Yine de Kubbikos en candan ve güçlü dostlarını toplayarak, güney buz yalaklarının önünde set kurdu.
Çıtırtılar çatırdamalara dönüşmüştü. Bir anda oluşan buzul selleri tüm yalakları yerleri bir etmişti. Genç Kubbikos ve dostları vedalaşamadan denize karışmışlardı bile...
Gittikçe ılıklandığını hissediyordu.Son kez kalan soğukluğuyla çıtırdadı ve mırıldandı" Keşke Oksijenne'yi bir kez daha görebilseydim"
Kubbikos kaderine direnemeden çaresizlik içinde dıştan içe eriyerek sürükleniyordu. Karanlık denizleri soğuk denizleri sıra sıra geride bırakıp bilinmeze doğru sürükleniyordu. Uçsuz bir su yığınına karıştığında ateş yüzlü'yü gördü.Ateş yüzlü dehşet parlaktı, Kubbikos kendini kaybetti.
Kendine geldiğinde arı berrak oldukça serin bir yerdeydi. Kubbikos kendine geliyordu,Kubbikos buza dönüşüyordu.
DÖNÜŞÜM
(10 BİN YIL SONRA)
"Buz alır mısınız?"
"Evet lütfen."
"Siz efendim?"
"Evet birer tane lütfen"
Su ılıktı içinde tanıyamadığı tanımlayamadığı bir çok yaratıklar vardı. Bu yaratıkların bir kısmı kendine orantısız güç kullanıyordu. Kubbikos tekrar dıştan içe doğru usul usul erimeye başlamıştı.
Rakıanno mırıldandı :
"Seni güzel soğuk şeffaf şey, beni bozacağını mı umuyorsun? Bilmeni isterim ki tadımı güzelleştiriyorsun"
Yanıt vermedi Kubbikos. Çevresini saran peltemsi beyazlık gittikçe koyulaşıyordu. Etilalkolle anasonne çevresinde dans ediyor, ortamını daha da sıcaklaştırıyordu. Kubbikos bitmek üzereydi.
"Yarasın dostum"
"Yarasın Ademim"
Birleştiği yaratıklarla derin bir kara deliğe düşmüştü. Kısa süren bir sel halinden sonra,elemeye tabi tutulduğu sistemin içindeydi. Sistemden çıktığında kıpkızıl bir nehre düşmüştü. Bu arada son anda yanından kurtulan Anasonne düştüğü pisuvardan mırıldandı:
"Ah yine mi"
"Vakittir dostum"
"Evet Ademim ayarında bırakalım"
Kubbikos girdiği nehirde kızıllıklar içinde Buzistan'ı düşünüyordu. Yine kendini kaybetmek üzereyken yepyeni bir ortama düşüverdi.Girdiği yeni ortam cıvık peltemsi bir beyazlıktı.
"Dur Adem korumasızım"
"Olsun Havvam"
Kubbikos cıvık peltemsiyle saydam derin bir denize düşmüştü.Kana kana içti kendinden geçti.Yeni kimliğini bulmuş dönüşüme başlamıştı. Kubbikos sperm hayvancığının baş kısmındaydı rahim denizinde yüzüyordu.
Salı, Aralık 16, 2008 ·
bölüm
gözlerin
dört bir yanı
yeşil mavi havuz
derinlerinde yunduğum
kenarlarında konduğum
dönüşümüme klavuz
neredeler ey
aylardan kasım
tuz sinekleride gittiler
aynı yasım
düşerken yüzüm kaşım
ayaklarım
halikarnasa çektiler
bekliyormusun ey
myndos kapısında
rüzgar sustu
beyaz pazenleri içinde
mezarlık konuştu
o tozları çözülmemiş sakini bilinmemiş
buralarda değil aradığın
sarı saçlarını taradığın
karanfildi çiçek
olagandan diriydi
yaprakları iriydi
oysa ortalık
kışlık
ölüm yeriydi
karanfil letos gibiydi
sen mavi yosun
az olsada boyun posun
gazın gazımın
tozun tozumun dengi
her ne kadar hüzünlere eğilmişim
sana bakıp görüyorum
hiç değilmişim
konuş sessiz ada
onayla uçsuz karanlık
uzun olmadı ellerimiz
ve kısa degildi
dizaltı kemiklerimiz
şiir oldu dillerimiz
ve sevgi saçtı gözlerimiz
gecenin bir yerlerinde
yarın korkusu sarınca
içimiz korlanınca
çıkar tepecik rıhtımına yürürdük
yarına dair korkuları
denize kürürdük
güzeldi otel odamız
pencereleri mor boyalıydı
ahşaptı sehpahalarımız
örtüleri mor oyalıydı
sen hep aşkı anlatırdın
sevgimi serer dinlerdim
sevişme aralarında
sen sen diye inlerdim
ne sigara ne mey
huzura gölgem ey
sokak aralarında
senle doluydu dizeler
sıfır üç sıralarında
seni boşaltıverdiler
barlar sokağında biri
elleri şakağında
usulca sordum
yüzüme bakmadan fısıldadı
gitti can aşktı adı
seni anlattım
kımıldadı yüzüme döndü
ağladı ağladı
üç çiçeğim alındı dün
yandığım ikisi henüz sürgün
her kimse
utanmaz elleriyle
çalmış kıskandığı
Ya da özlediği
güzelliğimi
susadım gülüm
bunca suyun arasında
uzat gözlerini
o mavilerini
degmesede olur sözlerin sözlerime
yeterki yanmasın güney
yakmasın mey
gelsen
gizemli korkularla
tövbesi bozulmuş şarkılarla
her nasılsa gelsen
sensizliği dindirsen
herşeylere nasıl razıyım bilsen
ama gelsen
hırçın dalgalar
çilekeş kayaların üzerinde
desenlerini yenilediler
hazzı üst üste denediler
kayalar biçare inlediler
güneş görüyordu
anı sürüyordu
bir termera ikindisi
ay yarım
güneş sönük
ay güneşe
benim yönüm sana dönük
çek beni ey
benzette ay çiçeklerine
zaman yürüdükçe
sesini yükseltiyor rüzgar
belliki bu gece
termessos tepelerinde ayin var
çoktan koymuştur homeros
güçlüden yana
sözü gediğine
bu gece coşkunun mavisi sönük
her durum
hüzne dönük
çoktan sardı halkalı bulutlar
ayın boynunu
bu yüzden parçalı bakışlar
dürüst akışlar
mavinin yeşil ekinde
türkbükünde
çoktan kesmiştir kurt
kuzunun önünü
ısıtıyordur ortamı ortamı güldürerek
cart curt
korkma güzel yemem seni
yok kadar az kaptan
guletinin
motor vuruşları
dök depoya biraz benden
gözyaşı
havada ayaz zaten iyi biliyorsun
hızlan ne olur
korkutuyor zaten ruhumu
çatal ada tepesindeki hortlak
kaptan
tüm ışıkları yak
bizden sorulmasın
korku üstündeki taslak
göz gama yaslandı
anında zeusun küpesi paslandı
bir kabe ortamında
arzu ıslandı
şeytan aklandı
sırf bu yüzden yitirmedim
gecenin akışını
kaybım bulamamaktan
gözlerinin nakışını
bu yüzden yitirdim
myndos da
gecenin akışını
sahibin bakışını
gözlerinin nakışını
siz
gecenin sürprizi
cahilliğime verin az
Ya da sayınız verdiğim vaaz
sevdamdanmı aldınız
gözlerinizi
affediniz aksiyse
çekemem ilğinizi
taşlar
aynı anda konuştular
onbin yıl öncede aynıydı
aşka düşman
şehvete şişman
sonradan pişman
demiştinya ey
noksan etmeyelim sevgisini
yoksul çiçeklerin
işte bak
mavi çiçeklerimizin
üzerinde ellerim
ve gözlerim
sevgimi gördüler
kuyruk titreren ördekler
küçük gölette
yitip gittiler
mavi üstündeki beyaz ekler
tek rüzgarda bittiler
düştüm kalktım agladım güldüm
hoşgeldiniz
huzur doldurdunuz içime
ince namelerinizle
o da gelmeliydi
sizinle yanıma inmeliydi
gelmedi gelmediyse
ağış olmalıyım sizinle
hüseyin burnundan
çıkmalıyım
neredeyse
sevdama akmalıyım
burna yattım
yönüne baktım
neredesin ey
rüzgar sert esiyor
yüzümü kesiyor
inat ettim yüze kadar
yönünden gelen dalga saydım
şimdilerde
boğazda da ıslık çalıyordur
makas alıyordur rüzgar
özledim ıstanbulu
seni özlediğimce olmasada
hani o akşam akıntıburnunda
şarabımız meriç
rakımız fırat
yerdeki taş masada
özledim ıstanbulu
martılar
kanatları gri kanat uçları siyah
karınları bembeyaz
gagaları
ayakları pembe martılar
akıntıburnu sen
martılar
dağbaşları uğuldadı
ay sinisini devirdi
bulutlar gözlerini yere çevirdi
homurdandı karanlığın efendisi
zeusa kızgınlıgıyla letosa saygısıyla
coşkunun üstünde kir kara desen
titriyor gözlerim neredesin sen
ellerim titrek
kalbim kuşkulu
darlandım ağlıyorum
tura yı kim sorguladı
ademi kim kurguladı
neden sol kaburgasındandı
havva
mestane tepesinde
bir inci buldum doğruldum
ben bu inciyi zeusun küpesinde
görmüşmüydüm görmüştüm
neyse ne parmaklarım arasında tuttum
hafifçe sola yattım
fırlattım attım
sinsiydi gece kos üzerinde
göz kırptı hortlak tepesi
dolunay kurtlarına
hissetti dalgalar
kumları öpmeden döndüler
gördü rüzgar
bulutları ay üstünden sıyırıp attı
rengim
begonvilim
kendime geldim
gizem sarsada tüm anıları
yarınları
senden geçecek değilim
begonvilim canım sevgilim
sen dönüşeli ey
bu yirminci mevsim
biliyorsun yorulmadım seni sevmekten
yorulmamda
güzellik tepesinde dururken
verdiğimiz sözler
bıraktıgımız gözler
aralık başı
ay selenenin kaşı
ayda sen telaşı
benimi zora koyan bu hal degil ey
aslında gözlerimi ısıran
kalan direnişimi kıran
kalbimde biriken sensizlik yaşı
rüzgarın emriyle büyüdü dalgalar
ne var dedi poseydon
rüzgarında benim kadar yetkisi var
aynı anda evrenin biryerlerinde
gerçeğin kendisi gülümsedi
ey sevgili
sevenine deki
aynı anda değerse erdeme
gözlerinden nem
kalbinden elem
ayrıl düşünceden sarıl erdem senindir
seviş ve dinle
sonsuzluğun şarkısını
atıp ruhundan yarın korkusunu
billurum
ne güzeldin gece torba koyunda
şu anda öyle gözlerimdesin
herşey senin boyunda
senin yapında
dilim
suskunluğun genzinde
yüzüm
ölüm benzinde
acı halimede gel
düş günüme
boz ezberleri
deki
gidenler döner geri
umutlar dibe vurdu
karıncalar çoktan çıktılar
ahududunun dalına
darılma ey saatim durdu
uzanmak istiyorum sevdamızın bölgesine
yıldız geçişlerinin gölgesine
bakma dağınık değilim
tuza bastım tenimi koyumuzda
periler yan tuttular perilerde bana eğilim
haydi ey yan tut sende
kurtar sensizliğin azabından
taraf olamam deme taraf olmalı
sevgi sevgiye
erdem erdeme
çok yeri sarı
fesleğenin
yorgun çiçekleriyle uğraştı arı
kızdı vızıldadı
tüm güzelliği
boşaltmıştı arkadaşları
oysa ne farkederdi
aynı değilmiydi amaçları
ya ben ey
neye kızıyorum
hedefim senken
hedefim dönüşümken
bir gün geç
ne fark eder bir gün erken
kalsiyumum kırık demirim pas
saglam gibi duran oksijenim
sen gideli yas
hadi asıl çöz beni
dünyalık mantomdan çıkart
dönüşeyim
erişeyim
egenin sert dalgaları
döküyor milyon yıllık kayanın ağzındaki dolguları
benimde şekilleniyor
dönüşüm bulguları
haydi asıl erdemin sahibi
ağzına getir kaşığını
aşığına kavuştur aşığını.
Pazartesi, Aralık 15, 2008 ·
altta zeytin agaçları
üstte çam
gölge şapkalarını çekmiş
bir ben
birde ruhunu gezdiren çoban
bafa da akşam
yalnızlık bence
gizemli dağ düğümleri
düşlerin egeye egimleri
mavi suyun uçları
selenenin saçları
herekleiada hüzün
nerede ey
tanrıçaları kıskandıran yüzün
suç somut
tanrısal komut
olymposun sahipleri
uçan atlarını saldılar
liplitusun kanatlarını
halikarnas tepelerinde yoldular
huzur buldular
kör kuyunun çıkrığında
boş umut
canlar
ucuz aşka korsanlar
neden yatırıyorsunuz beninizi
tek yanlı hazza
izleyerek oynak denizi
ay karanlığında
iki yaka
kendi aralığında
ter döküyorlar havuza
rüzgarın susunda
temmuz duruluğunda
hasret kuruluğunda
neden ey
gözlerine kurban olduğum
gelemiyoruz
gözgöze
değemiyoruz
dizdize
yetmezmi
hüzün dolduğumuz
huzur yağarken
tanrıların daglarına
tanrıçalar
ruhani namelerle ip atlardı
gözleri şişmiş here
kah oturur kah hoplardı
kıskançlık toplardı
aynı anda
begonvillerin içinde
mavi patlangoçlar
ard arda patlardı
yas çözülür
hicran büzülür
sevda kutlardı
üstat akıl çözerken
zeus un küpelerinden
avını sarmış karayılan
denize çekermiş
karabağın tepelerinden
delirten darbeleriyle
döverken
çatal ada arasında
buz yeşili dallar benim
gözlerim gam karasında
hasretinden yanmış tenim
görsen
helede hatır sorsan
sorsan be varlık nedenim
çapraz sorgusu sürüyor
rüzgarın
dosyaları kum üstüne dürüyor
işte kaptan işte
bu sorguda bitirdim testiyi bir dikişte
sende buna demezmiydin içmek
ilk görüşte
çoktan susmuş tarihin ağası
ruhu küste
nimera mağarası
fena yanılttı
gün gizemi yeniden tanıttı
bense yanıyorum aynı korlarda
ayrık dudaklarım anaforlarda
yıllar önce
yıllar sonra
ayrı makam
aynı dilde
gu guk guk
ü ürüü üüü
hep aynı soluk
ya ben ey
yarından az dünden fazla
sabit aşk yükselen hazla
sök beni ey
bitsin kronik tasam
dök beni ey
bitsin dünyalık yaşam
daglar güzellik içerken
güneş boynunu egmişti
ay termeradan geçerken
saçlarına değmişti
abartma yah demiştin
yüzünü yere eğmiştin
güzelliğini sermiştin
işte yine yürüyor ay
yürüyor
hasretleri sökerek
neden gelmezsin ey
imkansızlığı yıkarak
Ya da en azından sevindirmezsin
göz ucuyla bakarak
gülünü koydum suya
akyarlarda
belki ulaşır sana
ulaşırsa
eğer ulaşırsa
sokma duygularını
hasret moduna
kokla güllerimi
seriver başucuna
ulaşmazsa
eger ulaşmazsa
yanılma
an kattım sanma
sensiz anıma
bir elim kadehimde
diğeri buzda
kadeh buz
buz buzzıanna
su gazdı
can buzdu
tanrılaarın tanrısı buzzıanna
her gece
ısıtırmış gözlerini gizlice
alev boynuzlar yaparmış
şirin görünmek için eşine
meydan okurmuş
günlerin gidişine
kaderin diklenişine
akşamın kafası karışıktı
günindinde
bir gözüm ay rodasında
digeri sen adasında
güneş sıkıntıdan yüzünü kastı
sürpriz rüzgar bir anda
bulutları ütüledi astı
ay dolunaydı
herşey masmavi kumaştı
çekti deniz uydu ay
buydu deniz terledi ay
cenindi suydu deniz
bu yüzden doydu ay
denizi soydu ay
kin
haz çekerken
gün batımı plajlarından
süzüldü sular
körbalığın yüzgecinden
sevgi sıkışmış çıkamıyor
denizin renksiz süzgecinden
ya sen yabancı
neye duacı
şehvete yatırdığın gözlerin
gölgede kururken terin
farkında bile değilsin
güzelliğinin
jüpiterin
gül bayan
güzel bayan
haz mı bakışlarınızın ereği
üzgünüm
sevişmelere kapalıyım
sanmayınız bu prosedür gereği
yanık tepelerin ardında
oynuyordu gölgeler
ihanet
masumiyetin resmini çiziyor dedi
bilgeler
biraz içtim
yönümü seçtim
sensiz hiçtim
dolunay
dokuzuncu dolunay
bilirdikya
kolay düşmez dokuzuncu dolunay
vay halime vay
ruhum yine tenimi sattı
bedenim tümüyle günaha battı
sabah üstüne yakın
kaarakuyu önünde fısıldadı kadın
konuşma sakın
arzuların üstündeydi gözleri
tapınmaya yakın
kırık yıldızlar toplandı
alaladı sözleri
deniz kadifeydi bugün
inciraltı plajında
senin yakanda da öyledir ey
desende yoh yah
olymposun kızı ah
senin elindi
omuzuma değen
yok değildi desen
razıyım düşlerimin
ninni aralıklarına girsen
ruhumun karalıklarına
cila çeksen
nasıl mutlanırım
bir bilsen
küçük tekne
bir sağ
bir sol yıssa yaptı
beyaz tülü açtı baron
karşıda kos
ağlıyordu güzeller güzeli letos
sırıttı adam mırıldandı
ey yüce zeus
eylemin on üzerinden on
bozuldum ey yobazlıktan aymazlıktan
duyuyorum dalgalar şarkı söyler
sözler elem notalar gam
gölgeler seyir eyler
gözleri sırılsıklam
kadın
sarı balkondaki kadın
sindi bebek Ya da karton
endamı on
aşktan fazla
inanılmaz bir hazla
dualanan kadın
varmı bir adın
sevişmelerde tadın
dalgalar girerken yığıntı taşların
bacak aralarına
sen nerelere saklarsın arzularını
yoksa
inancınmı tek muradın
mezarlık kokan evin
kapıları açıldı bugün
sonunu bağladım verdiğin ödevin
sordum
zoraki yanıtladı
yakmasın diye solumu
bir süre buralara düşürmedim yolumu
açık edemedim kızgınlıgımı
diyemedim
söyleyemedim
çiçekeriniz sizi beklerken
gözyaşı dökemeden öldüler
nekadar haklıydın ey
ayrılık saklı bu evde derken
neydi durup dururken
akşamın köründe
akyarlara çeken
yine bilindik sıkıntım
senin tabirinle takıntım
sen saymamdan
senden esen her rüzgarı
jileti keskindi poyrazın
bulutları sıyırdı attı
sonra pusuya yattı
göstersen ey bu fırsat
hiç olmazsa gölgeni
Ya da işaret etsen
gözlerinle bölgeni
ay umut döker bazen
umutlardayım
belki
az sonra gelirsin
gösterirsin yine
gördüğümün ilki
üzerinde o sevdiğim pazen
gülümsersin
yüzünde o bildiğim tanrısal düzen
ay umut saçıyor
karanlık kaçıyor
haydi ey
bir görün
bir görün lütfen
gerilim doğrulurken sinsice
hereye kükrermiş zeus
bilmezmisin iki şeyden korkarım
aşırı lafazanlık uzun süre sus
gözler anında girermiş devreye
sarılırmış here
renkli bulutlarla
aynıyız
kalemimde lafazanlık
sende sus
işte buradayım
nerede gözlerin ey
bir gör Ya da
bir kelime konuş
kalem
mavi kalem
içinde elem
tura döküyor yine
yazı yerine
anlat guguk kuşu
mor patlangocun sırrını anlat
içimi kanat
sonra sus
ben inleyeyim yerine
yatırayım çağrımı
daha derine
belki asıl duyar
çağrımı sıraya koyar
balık
iri balık
dönerken veli köşesinden
darbe aldı küt kayanın burnundan
gözgöze geldik sordum
yenimi çıktın rakı şişesinden
yoksa zorunmu var karnından
yani
büyük balık küçük balık ham
ya kaptan deli kaptan
bir daha anlatsan
hangi maymun et alıyordu
kasaptan
açık hesaptan
diş istemez balık
sindirmek için
çene ister rakı
neş e yi bindirmek için
erdem ister gönül
erdem ister
sevdayı sürdürmek için
fer istedi gözlerim
menzile ermek için
açlığımı gördüm
destenin valesinde
gölgemi kumlara serdim
kadıkalesinde
saygının terazisinde
birinci bölümün sonu