Halikarnas Genellemesi 2
Salı, Aralık 16, 2008 ·
bölüm
gözlerin
dört bir yanı
yeşil mavi havuz
derinlerinde yunduğum
kenarlarında konduğum
dönüşümüme klavuz
neredeler ey
aylardan kasım
tuz sinekleride gittiler
aynı yasım
düşerken yüzüm kaşım
ayaklarım
halikarnasa çektiler
bekliyormusun ey
myndos kapısında
rüzgar sustu
beyaz pazenleri içinde
mezarlık konuştu
o tozları çözülmemiş sakini bilinmemiş
buralarda değil aradığın
sarı saçlarını taradığın
karanfildi çiçek
olagandan diriydi
yaprakları iriydi
oysa ortalık
kışlık
ölüm yeriydi
karanfil letos gibiydi
sen mavi yosun
az olsada boyun posun
gazın gazımın
tozun tozumun dengi
her ne kadar hüzünlere eğilmişim
sana bakıp görüyorum
hiç değilmişim
konuş sessiz ada
onayla uçsuz karanlık
uzun olmadı ellerimiz
ve kısa degildi
dizaltı kemiklerimiz
şiir oldu dillerimiz
ve sevgi saçtı gözlerimiz
gecenin bir yerlerinde
yarın korkusu sarınca
içimiz korlanınca
çıkar tepecik rıhtımına yürürdük
yarına dair korkuları
denize kürürdük
güzeldi otel odamız
pencereleri mor boyalıydı
ahşaptı sehpahalarımız
örtüleri mor oyalıydı
sen hep aşkı anlatırdın
sevgimi serer dinlerdim
sevişme aralarında
sen sen diye inlerdim
ne sigara ne mey
huzura gölgem ey
sokak aralarında
senle doluydu dizeler
sıfır üç sıralarında
seni boşaltıverdiler
barlar sokağında biri
elleri şakağında
usulca sordum
yüzüme bakmadan fısıldadı
gitti can aşktı adı
seni anlattım
kımıldadı yüzüme döndü
ağladı ağladı
üç çiçeğim alındı dün
yandığım ikisi henüz sürgün
her kimse
utanmaz elleriyle
çalmış kıskandığı
Ya da özlediği
güzelliğimi
susadım gülüm
bunca suyun arasında
uzat gözlerini
o mavilerini
degmesede olur sözlerin sözlerime
yeterki yanmasın güney
yakmasın mey
gelsen
gizemli korkularla
tövbesi bozulmuş şarkılarla
her nasılsa gelsen
sensizliği dindirsen
herşeylere nasıl razıyım bilsen
ama gelsen
hırçın dalgalar
çilekeş kayaların üzerinde
desenlerini yenilediler
hazzı üst üste denediler
kayalar biçare inlediler
güneş görüyordu
anı sürüyordu
bir termera ikindisi
ay yarım
güneş sönük
ay güneşe
benim yönüm sana dönük
çek beni ey
benzette ay çiçeklerine
zaman yürüdükçe
sesini yükseltiyor rüzgar
belliki bu gece
termessos tepelerinde ayin var
çoktan koymuştur homeros
güçlüden yana
sözü gediğine
bu gece coşkunun mavisi sönük
her durum
hüzne dönük
çoktan sardı halkalı bulutlar
ayın boynunu
bu yüzden parçalı bakışlar
dürüst akışlar
mavinin yeşil ekinde
türkbükünde
çoktan kesmiştir kurt
kuzunun önünü
ısıtıyordur ortamı ortamı güldürerek
cart curt
korkma güzel yemem seni
yok kadar az kaptan
guletinin
motor vuruşları
dök depoya biraz benden
gözyaşı
havada ayaz zaten iyi biliyorsun
hızlan ne olur
korkutuyor zaten ruhumu
çatal ada tepesindeki hortlak
kaptan
tüm ışıkları yak
bizden sorulmasın
korku üstündeki taslak
göz gama yaslandı
anında zeusun küpesi paslandı
bir kabe ortamında
arzu ıslandı
şeytan aklandı
sırf bu yüzden yitirmedim
gecenin akışını
kaybım bulamamaktan
gözlerinin nakışını
bu yüzden yitirdim
myndos da
gecenin akışını
sahibin bakışını
gözlerinin nakışını
siz
gecenin sürprizi
cahilliğime verin az
Ya da sayınız verdiğim vaaz
sevdamdanmı aldınız
gözlerinizi
affediniz aksiyse
çekemem ilğinizi
taşlar
aynı anda konuştular
onbin yıl öncede aynıydı
aşka düşman
şehvete şişman
sonradan pişman
demiştinya ey
noksan etmeyelim sevgisini
yoksul çiçeklerin
işte bak
mavi çiçeklerimizin
üzerinde ellerim
ve gözlerim
sevgimi gördüler
kuyruk titreren ördekler
küçük gölette
yitip gittiler
mavi üstündeki beyaz ekler
tek rüzgarda bittiler
düştüm kalktım agladım güldüm
hoşgeldiniz
huzur doldurdunuz içime
ince namelerinizle
o da gelmeliydi
sizinle yanıma inmeliydi
gelmedi gelmediyse
ağış olmalıyım sizinle
hüseyin burnundan
çıkmalıyım
neredeyse
sevdama akmalıyım
burna yattım
yönüne baktım
neredesin ey
rüzgar sert esiyor
yüzümü kesiyor
inat ettim yüze kadar
yönünden gelen dalga saydım
şimdilerde
boğazda da ıslık çalıyordur
makas alıyordur rüzgar
özledim ıstanbulu
seni özlediğimce olmasada
hani o akşam akıntıburnunda
şarabımız meriç
rakımız fırat
yerdeki taş masada
özledim ıstanbulu
martılar
kanatları gri kanat uçları siyah
karınları bembeyaz
gagaları
ayakları pembe martılar
akıntıburnu sen
martılar
dağbaşları uğuldadı
ay sinisini devirdi
bulutlar gözlerini yere çevirdi
homurdandı karanlığın efendisi
zeusa kızgınlıgıyla letosa saygısıyla
coşkunun üstünde kir kara desen
titriyor gözlerim neredesin sen
ellerim titrek
kalbim kuşkulu
darlandım ağlıyorum
tura yı kim sorguladı
ademi kim kurguladı
neden sol kaburgasındandı
havva
mestane tepesinde
bir inci buldum doğruldum
ben bu inciyi zeusun küpesinde
görmüşmüydüm görmüştüm
neyse ne parmaklarım arasında tuttum
hafifçe sola yattım
fırlattım attım
sinsiydi gece kos üzerinde
göz kırptı hortlak tepesi
dolunay kurtlarına
hissetti dalgalar
kumları öpmeden döndüler
gördü rüzgar
bulutları ay üstünden sıyırıp attı
rengim
begonvilim
kendime geldim
gizem sarsada tüm anıları
yarınları
senden geçecek değilim
begonvilim canım sevgilim
sen dönüşeli ey
bu yirminci mevsim
biliyorsun yorulmadım seni sevmekten
yorulmamda
güzellik tepesinde dururken
verdiğimiz sözler
bıraktıgımız gözler
aralık başı
ay selenenin kaşı
ayda sen telaşı
benimi zora koyan bu hal degil ey
aslında gözlerimi ısıran
kalan direnişimi kıran
kalbimde biriken sensizlik yaşı
rüzgarın emriyle büyüdü dalgalar
ne var dedi poseydon
rüzgarında benim kadar yetkisi var
aynı anda evrenin biryerlerinde
gerçeğin kendisi gülümsedi
ey sevgili
sevenine deki
aynı anda değerse erdeme
gözlerinden nem
kalbinden elem
ayrıl düşünceden sarıl erdem senindir
seviş ve dinle
sonsuzluğun şarkısını
atıp ruhundan yarın korkusunu
billurum
ne güzeldin gece torba koyunda
şu anda öyle gözlerimdesin
herşey senin boyunda
senin yapında
dilim
suskunluğun genzinde
yüzüm
ölüm benzinde
acı halimede gel
düş günüme
boz ezberleri
deki
gidenler döner geri
umutlar dibe vurdu
karıncalar çoktan çıktılar
ahududunun dalına
darılma ey saatim durdu
uzanmak istiyorum sevdamızın bölgesine
yıldız geçişlerinin gölgesine
bakma dağınık değilim
tuza bastım tenimi koyumuzda
periler yan tuttular perilerde bana eğilim
haydi ey yan tut sende
kurtar sensizliğin azabından
taraf olamam deme taraf olmalı
sevgi sevgiye
erdem erdeme
çok yeri sarı
fesleğenin
yorgun çiçekleriyle uğraştı arı
kızdı vızıldadı
tüm güzelliği
boşaltmıştı arkadaşları
oysa ne farkederdi
aynı değilmiydi amaçları
ya ben ey
neye kızıyorum
hedefim senken
hedefim dönüşümken
bir gün geç
ne fark eder bir gün erken
kalsiyumum kırık demirim pas
saglam gibi duran oksijenim
sen gideli yas
hadi asıl çöz beni
dünyalık mantomdan çıkart
dönüşeyim
erişeyim
egenin sert dalgaları
döküyor milyon yıllık kayanın ağzındaki dolguları
benimde şekilleniyor
dönüşüm bulguları
haydi asıl erdemin sahibi
ağzına getir kaşığını
aşığına kavuştur aşığını.

